SPAGETTİ DÜŞLERİ

 Merhaba sevgili bilim meraklısı insan topluluğu. Bu gün 18.333. deneyim sırasında çok ilginç bir olay yaşadım. Ben ki bilim dünyasının tüm gerçek üstü deneyimlerini bir bir yaşamış ve hatta uygulamalar ile pekiştirmiş bir kişiyim; bu ilginç olayın şokunu hala atlatabilmiş değilim.Olayı tam olarak kavrayabilmeniz için en baştan yani günün ilk saatlerinden itibaren anlatmaya başlıyorum.

Sabahın ilk ışıkları laboratuarımın jaluzilerinden sızarken 18,332. deneyimi henüz tamamlamıştım. Kurbağalama yüzme tekniği sporcuları için performans arttırıcı olarak geliştirdiğim ayrıca tavan boyası olarak da kullanılabilen enerji içeceği deneyimin canlılar üzerindeki etkilerini araştırdığım bu deneyin sonucunda, eski bir pikap üzerinde 33 km hızla koşan deney farem ZX-12 yogunluktan bayılmış ben ise deneyin başarılı olmasının verdiği keyifle zamanın nasıl geçtiğini farketmemiş ve henüz uyku uyumadığımı düşünmeden 18,333. deneyimin malzemelerini hazırlamaya başlamıştım.

18333. deneyim olan parmesan peynirinin beta ve gama ışınlarına verdiği tepkiyi ölçme deneyim için İtalya'dan özene bözene getirdiğim koca bir kalıp parmesan peynirinden kestiğim dilimi platformun ortasına yerleştirmek üzereydim. O sırada karnımın da acıkmış olduğunu farkedip en kolay ne yapabilirim düşüncesi aklımda dolaşırken ilk dilimi yemişim. İkinci dilimi almak için mutfağa giderken döndüğümde zaman kaybetmemek adına zaten zor ısınan ışın sabitleyicilerini ben gelene kadar ısınsın diyerek açtım.

Mutfağa gidince işin rengi değişti tabi. Çorbayı ısıttım, salata yaptım, ekmek kızarttım falan derken o sırada bir saatten fazla zaman geçmiş.  Laboratuara döndüğümde bir de ne göreyim!! ZX-12,  kapatmayı unuttuğum kafesinden kaçıp ışın platformunun üzerine çıkmış. Ortaya koymayı düşündüğüm peynirin kırıntılarını yerken  Beta ve gama ışınlarını da bir güzel yemiş.

Eğer 18,332. deneyimde kullandığım performans arttırıcıyı içmemiş normal bir deney faresi olsaydı; bir saatlik beta ve gama ışınları seansından sonra ya çok bronzlaşacaktı ya da yeşil dev Hulk'a dönüşecekti buna eminim. Tabi ki bu ikisi de olmadı, "Rapçi" oldu. Evet yanlış anlamadınız ZX-12 Rap yapıyor hem de oldukça iyi olduğunu söylüyorlar. Yakında " YOW YOW PEYNİRİ BANA VER KEDİYİ KOW" isimli gangsta stayla albümü ile Rap piyasasını sarsacakmış. Bilim dünyasından da böyle ünlü isimler çıkıyor arada.

Posted by
Pelin P.A.

More

GAZA GELMEK-GAZDAN GİTMEK

Maddenin üç hali olduğu öğretildi size değil mi sayın bilim seven insan topluluğu. Evet duyuyorum, bir kısmınız Katı- Sıvı- Gaz diyor bir kısmınız vişne suyu, bal kabağı falan... cık cık cık .... Hayır hepsi yanlış. Maddenin dört hali vardır. Katı- sıvı- gaz ve plazma.

Mesela katı bir maddeyi ele alalım, bu maddeyi yeterince ısıtırsanız sıvı hale geçer. Daha fazla ısıtırsanız gaz haline geçer. Daha da ısıtırsanız yani gaz halindeyken ortam ısısını arttırmaya devam ederseniz madde plazma haline geçer.

12,457. deneyim plazma televizyonlar üzerine bir deneydi. En başta anlattığım maddenin plazma halinin ise konu ile hiç bir alakası yok. Fazla bilgi beyninizi patlatmaz. Okuyun da öğrenin. Bak yine sinirlendim.

Eve gelen hediyenin haddi hesabı olmuyor. Bilime adanmış elli küsür seneden sonra binlerce sefer gittiğim alışveriş merkezlerinde doldurduğum formlar öyle çoğalmış ki, firmalar tarafından en üst mertebede kullanıcı olarak ilan edilmişim. Yeni olan ne varsa ilk bana ulaştırılıyor ben de tepe tepe kullanıp telefon eden firma yetkilisine fikirlerimi beyan ediyorum.

Geçen hafta yüksek çözünürlüklü, üç boyutlu falan bir televizyon göndermişler. Telefon eden yetkiliye sordum, "En son gönderdiğiniz plazma televizyon hala duruyor isterseniz bunu alın benim koyacak yerim kalmadı" dedim. O da "Eşe, dosta, yoldan geçen birine verin gitsin, bizim bir işimize yaramaz" dedi. Sen misin bunu diyen!!  Hemen televizyonu taşıdım laboratuarıma. Bir kaç hafta önce gelen süper lazer ile bilenmiş bıçağı denemenin tam zamanıydı. En kullanışlı şef bıçağıyla daldım plazmaya. Malesef reklamlar gerçek değilmiş, iki çentikte kırıldı bıçak. Hemen yetkiliyi aradım biraz sövdüm, keyfim yerine geldi.

Sonra, bir önceki deneyimde kullandığım kızıl ötesi lazeri çıkarttım. Gözünü sevdiğim lazer nasıl da güzel kesiyor. Peynir doğrar gibi doğradım plazmayı. İki tane büyük tencerem vardı, onların içine tam sığdı parçalar. Bir taraftan " Ben ne yapıyorum yahu?" diye düşünürken diğer taraftan "Elbet insanlığa yararı dokunacak yeni bir buluşa dönüşür bu" düşünceleri kafamda dolaşarak ocakta olabildiğince eriyene kadar parçaları yüksek ateşte kaynattım. Tahta bir kaşıkla da sürekli karıştırdım ki dibi tutmasın.

Sonuç olarak ortaya hiç bir şey çıkmadı. Hepsini lavaboya döktüm gitti. Ne bekliyordunuz!! bilim dünyasında her şeyin toz pembe olmasını mı? Her deney başarılı olmaz. Bardağın dolu tarafını görün biraz canım aaaAAAAaaa!!!

Posted by
Pelin P.A.

More

YENİ BİR TÜR


Merhaba sevgili bilim meraklıları. Sizler de biliyorsunuz, her geçen gün bilim dünyasına yeni bir deney ya da yeni bir buluş ile katkıda bulunuyorum. Bu defa oldukça ilginç bir buluşu yeni bir alt türün varlığını sizlerle paylaşacağım. Literatüde henüz geçmeyen ve keşfettiğim anda beni bile hayretler içerisinde bırakan bu ilginç varlıkları ilk siz öğreneceksiniz. Bu yeni alt türe “Geri vites insanları” ismini verdim.

Merakınızın dalga dalga kabardığını hissediyorum.
-Kimdir bu “Geri Vites İnsanları” nerelerde yaşarlar? ne yaparlar? ve bizim bundan neden haberimiz yok???

                                             Merakınızı gidereceğim, sık boğaz etmeyin lütfen…….Sırayla.

Bu tür ile ilk temasım, unutulmuşçasına sakin,sessiz ve hatta mahalleye ait kadrolu kedi veya köpeklerin dahi olmadığı bir sokaktı.Öyle sessiz ve sakindi ki,  önüne park ettiğim ağacın yaprakları bile bu sessizliği bozmamak için kımıldamıyordu bile.

Çevreme göz attıktan sonra kapıyı açarak arabama bindim,bir yandan da “Hala böyle sakin ve huzurlu sokaklar var mı? “diye  düşünüyor ve motoru çalıştırıp bu sessizliği bozmaya hakkımın olmadığına inanıyordum.

Neyse istemeden de olsa motoru çalıştırdım ve bir müddet rölantide ısınmasını bekledim.
Arabama binerken çevrede hiçbir canlının olmaması beni bayaa gevşetse bile malum araba kullanmak ciddi bir iştir ve asla şakaya gelmez. Dikiz aynama ve kapı aynalarıma göz atarak etrafı kolaçan ettim,hiç kimse yoktu zaten sokağın mutat sessizliğini bozan tek şey arabamın gürültüsüydü.
Veeee ben arabamı hareket ettirmek için geri vitese taktım……….

          Takmamla birlikte gözlük camlarımda bir hareket yansıması gördüm…..Anında frene basarak arabamın hareketlenmesini durdururken “Vay anasını” modunda arkaya baktım, evet arabamın arkasından iki kişi geçiyordu………..


Kimdi bunlar?
Nereden çıkmışlardı?
Bu sakin ve terkedilmiş sokakta ne işleri vardı?
Neden arabamın önünden değilde,arkasından geçiyorlardı?
Asıl önemlisi karşıya geçmek için neden arabamın hareket etmesini beklemişlerdi?

       Bu sorular şimşek hızıyla kafamdan geçerken tekrar baktığımda arabanın arkasında olmadıklarını ve ortaya çıktıkları hızla kaybolduklarını farkettim…….

       Bu ilk temasım ve onları farketmemle birlikte hayatımda yeni bir dönem başladı….Artık hiçbir şey eskisi gibi değild...Daha sonraları bilinçli bir dikkatle onları izlemeye başladım….

       Ne zaman arabamı geri vitese taksam ve birazcık dahi dalgın olsam bir anda onları arabamın arkasında görüyorum

       Evet ortalıkta hiç görünmüyorlar…..Yürüken görseniz bile farklı bir tür olduklarını hissedebileceğiniz çarpıcı hiçbir özellikleri yok. Evet sizin ve bizim gibiler…….

       Çoook,çook merak ettiniz değil mi?????

       Onları görmek istiyorsanız...Arabanızı çalıştırın ve!!!!

      “Geri vitese takın”

Posted by
Pelin P.A.

More

PERVANELİ MUZLAR

Bilimi seviyorum, biliyorum o da beni seviyor. Hayatın çetin ceviz yolları argon gazı misali etrafımı sararken solucan deliğinin sonunda gördüğüm ve sıkı sıkıya sarıldığım gama ışınım o benim. Ahhhh.. yer ve göğün birleşim noktası gibi görünen ama yalnızca görsel bir yanılgıdan ibaret olan ufuk çizgisi; ben ne kadar hızlı koşarsam koşayım sen hep aynı yerde durmaya devam ediyorsun. Bir gün suyun kaldırma kuvvetine eş değer itiş gücüne sahip bir ayakkabı icat edersem eğer, bilin ki koşmaya devam etmeyeceğim çünkü 40075.16 km'lik çapı olan gezegenimin çevresinde sonsuz bir tur atmak pek de akıl karı değil.
Hayat tesadüflerden mi ibarettir sorusunu sorgulamaya başladığım bu güzel gün, tarih kitaplarına altın harflerle işte böyle yazılacak. 45,953 üncü deneyim olan alternatif akaryakıt projesinin son aşamasında başıma gelen muhteşem kaza sonucunda mantık düzeyimdeki sapmalar en üst seviyeye varmış durumda. Çoğunluğu kafamda olmak üzere vücudumun dört bir yanına yapışmış olan algılayıcılar böyle diyor en azından.Muhteşem buluşumu gerçekleştirmeye bu kadar az bir zaman kalmışken olasılık hesaplarımı alt üst eden bu kazayı tekrarlamamak için bir kenara not ediyorum bu verileri. 
Benzin gibi akışkan olan ama oda sıcaklığında LPG gibi yanıcı bir gaza dönüşebilen ayrıca mevcut içten yanmalı motorlarda da kullanılabilecek, yeni bir bileşenin üzerinde çalışıyorum. Madde öyle uçucu ve hassas ki yüksek basınçlı bir odada özel kıyafetlerle çalışmak gerekiyor. Ben de camcı Murtaza abiye 25 litrelik şahane bir akvaryum yaptırıp dışarıdan eldiven ile müdehale edebileceğim delikler açtırdım. İçindeki havayı boşaltıp çalışmaya başladıktan sonra sıvının açıklanamaz bir şekilde azaldığını fark etmem malesef çok geç oldu. Adi herif silikonu az kullanmış. Sızıntının başladığı köşeyi bulup tamir ettim fakat bileşenlerin çoğu alkol türevi olduğu için odaya yayılan gazdan etkilenmem fazla uzun sürmedi. Şu anda etrafta uçuşan kanatlı at ve pervaneli muzlar, kütük gibi sarhoş olmamdan kaynaklıdır herhalde diye düşünüyorum. Bir başka heyecen dolu macerada görüşmek üzere hepinizi öpüyorum.

Posted by
Pelin P.A.

More

ÇILGIN PROJE

Sevgili bilim dostları. Nasılsınız? İyi misiniz? Ben çok şahaneyim. Öyle ki sanki bulutlarda uçuyor gibiyim. Bin yıla damgasını vuracak bir buluşu tamamlamış olmanın hafifliği bu. Gün, buluşumla gurur duyma günüdür. Alkışları alayım...
Şimdi elimi alnıma koyup buluşumu merak eden şu güruha bakıyorum da .... hımm oldukça kalabalıksınız. Merak etmeyin ben öyle sağ gösterip sol vuranlardan değilim, haftaya değil şimdi açıklıyorum. Görünmezliği keşfettim!!!
Aaaaaa!... nidalarını duyuyorum hatta çenesi yerlere düşenleri görüyorum ve hiç şaşırmıyorum, siz de şaşırmayınız , demek ki bulunabiliyormuş.
Peki ne işimize yarayacak bu görünmezlik? derseniz. Damper sanayiinden, savunma sanayiine hatta mutfak ve banyo gereçlerine kadar pek çok alanda kullanabiliriz bu güzide buluşu ama ben en çok illüzyonist Sermet Erkin tarafından kullanılacağı kanısındayım. Balondan şiş geçirmek, şapkadan tavşan çıkarmak demode oldu artık. Ecnebi illüzyonistler özgürlük anıtını kaybederken bizim emektar illüzyonistimizin ne eksiği var değil mi? Bir şişe dolusu göndereceğim kendisine. Bol bulamaç kullansın.
 Peki muhteşem buluşum nasıl ortaya çıktı?  Şöyle ki; 88,215 inci deneyimin tam ortasındaydım. Çiftlik hayvanlarının gübre kalitesini arttırmaya yönelik bir ek gıda üzerinde çalışıyordum. Birden içim yandı, bir bardak su içmek için mutfağa gittim. Koca damacana nasıl olduysa boşalmış, hemen mahallenin sucusunu aradım, ama cevap veren olmadı. Üstün zekamı kullanarak buzdolabı magnetinin üzerinde yazan cep tlefonu numarasını aradım. Uzun bir süre çaldıktan sonra bet sesli bir adam çıktı sonunda. Hemen adresi söyleyip iki damacana göndermesini istedim. Pek anlayamadığım bir dilde bağırarak konuşmaya başladı. Arada " ...sfkm ulan,.....snin, askttr..... gecenin bu saatinde...." kelimelerini seçebildim ama Türkçe olmadığına eminim. Sanırım sabah 3:28'de su servisi yapmıyorlar. Ben de en yakın dil olan Almanca yeteneğimi kullanarak "Gute Nacht" deyip telefonu kapattım. Susuzluktan kavrulan bünyemi yatıştırmak için buz dolabına baktığımda ise bir kutu çilekli sütten başka içecek bir şey kalmadığını görünce aldım sütümü döndüm laboratuarıma. Tam da son iki bileşeni koyacaktım. Bu sefer telefonun çalma sırası bendeydi. Arayan Biyoloji Profesörü arkadaşım Alfred Morgıc'dı. Geçen sene tam da aşure zamanında ziyaretime gelmişti. Ben de laboratuarımın bereketi artsın diye komşulara dağıtmak üzere aşure yapmıştım. Çok hoşuna gitmiş olsa gerek sekiz kase birden yemişti. Şimdi de çok canı çekmiş, evde yapacakmış, malzemeleri nelerdir diye sormak için aramış. Pek severim kendisini, kırılması diye başladım malzemeleri saymaya, bir yandan da deneyimi tamamlayacak son iki bileşeni dökmeye çalışıyorum. Uyku mahmurluğuyla ikinci bileşen yerine çilekli sütü döktüm karışımın içine. Tam da içimden küfür ederken bir kaç saniye sonra beher kabımın sıvı dolu olan kısmının artık orada olmadığını gördüm. Kabı hissedebiliyor ama göremiyordum. Alfred'e nohut ve fasulyeyi bir gece suda bekletmesini söyleyip telefonu kapattım. Sonrasında bir seri deneme yaptım. Aşağı inip bina kapısına sürdüm ilk olarak. Gün boyunca apartman boşluğundan gelen gümbürdemeleri dinlemek oldukça keyifliydi. Sonra sabahın ilk ışıklarıyla alışveriş merkezinin yolunu tuttum. Bir seri şampuan ve sabunun içine zerk ettim muhteşem karışımımı. Bir kaç gün içinde insan canlısı üzerinde de herhangi bir yan etkisinin olup olmadığını öğreneceğim. Takipte kalın...zu diskutieren.

Posted by
Pelin P.A.

More

LABORATUARIMDA IŞIK HIZINA ULAŞTIM

Bu gün bilim seven sayan bir arkadaşım beni ziyaret etti. Gelirken çiçek de almış sağolsun. Yalnız bu çiçek bildiğiniz çiçeklerden değil. "Dionea muscipula" isimli bu bitki ülkemizde "venüs sinek kapanı" olarak da biliniyor. Gayet avcı bir yapıya sahip. Yaz gecelerini kabusa çeviren şerefsiz sinekleri çıtır çıtır yiyor. Mevsimlerden kış değil de yaz olsaydı daha makbule geçecek bir hediyeydi ama olsun ben yaza kadar onu kendi icadım olan süper etkili yapay gübreyle besleyip semirtir, gelişmelerden sizleri de haberdar ederim.
Arkadaşım geldiğinde ben de tam 16,754 üncü deneyim olan "ışık hızına ulaşmak" üzerinde çalışıyordum. Tabi misafir gelince "dur bi ben ışık hızına çıkıp geleyim" diyemiyorsun. Hemen çayı koydum bir de çabuk elden kek yapıverdim. Muhabbet ederken bu birden "uykum geldi benim" dedi. Kibarca salondaki çekyatı açıp yastık yorgan verdim. "Aaaa olmaz ki, ayıp şimdi..." falan derken uyudu bu. Eeeee misafir bekleyebilir ama deney beklemez. Çayına karıştırdığım ilacın yaklaşık 65 dakikalık bir etkisi var. O sırada ben de deneyi bitiririm sonra sohbete kaldığı yerden devam ederiz.
Işık hızına ulaşmak için Cern deneyindeki gibi devasa bir  tünele ihtiyacınız yok. Adamlar refah düzeyi yüksek bir ülkede yaşıyorlar diye har vurup harman savurmuşlar, eşek yüküyle masraf yapmışlar. Oysa ki üç tane 1,5 litrelik pet şişeyle de yapılabiliyor o deney. Ben de öyle yaptım. Üç pet şişenin de başlarını ve diplerini kesip bildiğiniz koli bantıyla birleştirdim. Bir önden bir arkadan gama ışınını verip de atom parçacıklarını ortama salınca bir neşeleniyorlar sormayın. Vızır vızır dolaşmaya başlıyorlar, sanki düğün var içeride de davul zurna eksik.
Bu atom parçacıkları gama ışınını yedikçe coşuyor, costukça coşuyorlar ve yaklaşık 15 dakika içinde ışık hızına ulaşıyorlar. Tabi burada deneyin asıl amacından da sapmamak lazım. Gerçekleştirmeye çalıştığım şey ise minik tünelin tam orta noktasına koyduğum içeriği baz olarak neon gazı, fosfor ve bir takım gizli malzemelerden oluşan  özel bir karışım ile dolu olan minik kapsüllerin bu ışık hızına ulaşmış olan parçacıklarla buluşmasını sağlamak. Eğer deneyim başarılı olursa bir kapsül alıp Edirne'den Ankara'ya koşarak 35 saniyede ulaşmanız mümkün olacak. 
Arkadaşım uyandığında deneyimi tamamlamış ve kapsülleri hazırlamıştım. Oturduk biraz sohbet ettik. O sırada başının çok ağrıdığını söyleyerek izin istedi benden. Ben de fırsat bu fırsattır diyerek ağrı kesici niyetine benim kapsüllerden verdim bir tane. Kapıdan uğurlarken de "Ankaradakilere selam söyle benden "dedim espri olsun diye.


Posted by
Pelin P.A.

More

ORADAYDIK VE HALA ORADAYIZ

Bir yanım korku dolu dakikalar yaşarken diğer yanım mutluluktan uçuyor. Evet bir kenara not alayım önümüzdeki günlerde ikiye bölünmüş kişiliğimle ilgili de bir kaç deney yapayım.
Günlerden çarşamba idi. Hava açık ve net, bulut hareketleri kuzey yönüne hızlı ve akıcı devam ediyordu. Hatta bir tanesin puf bir koyuna, bir diğerini de difiblikatöre benzetmiştim. Arka bahçenin çimenleri uzamış sırtıma batmaktaydı. Yine bir kenara not aldım, en kısa zamanda bu çimenlerin hepsinin aynı boya kadar uzaması ve o boyda kalması üzerine bir kaç deney yapmalıydım. Sonra, "Ammaaannn boşver" dedim sevgili okur. Ne de olsa şahane bir iş başarmıştım. O anda benden kralı yoktu. Hatta hem kral hem kraliçe hem de vezir modundaydım. Çünkü teleportasyon makinesini icat etmiştim. Hayır yanlış okumadın okur, doğru okudun. Dur bekle başa dönme, gözlerine inanabilirsin, evet buldum yeeeeaaahhhh.
Olay tamı tamına şöyle gerçekleşti. Evdeki telefonun faturasını ödemeyi unutmuşum. Mahallede bin yıllık olduğunu tahmin ettiğim bir telefon kulübesi var. Şansımı denemek için gittim kulübeye. İçeriye girer girmez inanılmaz bir fikir patlaması yaşadım. Kulübeye gelen güneşin açısı, içerideki sıcak ve kokuşuk hava, ahizenin yapış yapış olmuş kulbu ve kordonu, yıllardır ufak bi dokunuşu bekleyen teleportasyon projemi tamamlayabileceğim son dokunuş için gerekli bilgiyi sağladı bana. Hemen kulübeyi söktürüp laboratuarıma taşıttım ve çok da uzun sürmeyen bir çalışma sonucunda icadımı tamamladım. Sıra ışınlanacak alanın belirlenmesine gelmişti. Yengemlerin evi ile amcamların yazlığı arasında kaldım. Çünkü biri Bodrum'daydı ama sahili taşlı ve yosunluydu. Diğeri ise Şile'deydi ama kumsal pek de yakında sayılmazdı ve yürürken amele yanığı olma ihtimali yüksekti. Bu yüzden ben de Emirgan'da oturan halamların evini seçtim. Hem manzarası güzel hem de eniştem güzel hamsi tava yapar. Böylece koordinatları halamların evine göre girip bastım düğmeye. Bir kaç ışık patlamasından sonra hala laboratuarda olduğum için şaşırırken bir anda boyumun oldukça kısalmış olduğunu farkettim. Sonra telefon çaldı. Neyse ki kabindeki ahizenin kordonu uzundu ve çekerek alabildim. Arayan halamdı. Sesi ağlamaklı geliyordu. Dedim ki "halacığım endişelenme. Enişteme söyle arabaya koysun getirsin diğer yarımı." Halam da " Enişten uyuyor, uyanınca getirse olur mu evladım?" dedi. Ben de " Çok geçe kalacak olursa sal yürüyerek gelsin benim bacaklar." diyerek espri yaptım. Halamla gülüştükten sonra telefonu kapatmadan "bari o arada patatesli börek yap da eniştemle onu da gönder" dedim ve bıraktım ahizeyi elimden.  Sonrasında kollarımın da yardımıyla biraz hareket edeyim dedim ama ancak arka bahçeye kadar çıkabildim. Bir kenara not alayım, en kısa zamanda kol kasları üzerinde de çalışılacak. Eniştem gelene kadar çimenlerin üzerinde dinlenmekten başka bir alternatifim  yok zaten. Haa unutmadan bir önceki deneyimin sonucunu merak edenler olabilir. Akşam kardeşim üzerine su döktü, elektrikler kesildi çalışamadım, köpek yedi...

Posted by
Pelin P.A.

More

Popüler Yayınlar

İzleyiciler


BİLİMDE ELLİNCİ YIL
Powered by Blogger.

Copyright © / !!☣BİLİM DÜNYASI☣!!

Template by : Urang-kurai / powered by :blogger